21 Kasım 2017 Salı

Okudum Bitti- 154: Kün || Sezgin Kaymaz





             Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı Sezgin Kaymaz'dan. Elimde okunmamış bir tanecik kitabı kaldı. Çok üzgünüm. En kısa zamanda diğer kitaplarını da almak istiyorum. Çünkü Sezgin Kaymaz'ı çok seviyorum. 

 Okuduğum güzel kitapları :


Bugün Bize Kim Geldi yazısı burada,

Bakele yazısı burada

Ateş Canına Yapışsın yazısı burada


 Lucky yazısı burada ,


Farfara yazısı burada. 


           Ben geç kaldım ama sevdiğim herkes Sezgin Kaymaz okusun istiyorum. Hepsi birbirinden güzeldi ama Kün bambaşkaydı. 

          İyilerle kötülerin savaşı gibiydi. Soluksuz okudum. Elimden bırakınca aklım hep kitapta kaldı. İnce bir kitap olmamasına rağmen hemencecik bitti. İnanların karşısında inançsızların, masumlar kadar çıkarları için mezarları bile talan edenlerin olduğu hüzünlü öyküsüne rağmen yer yer gülümseten çok güzel bir kitaptı. 

       Okurken tüm karakterler kanlandı canlandı gözümün önünde neredeyse. Ankara- Konya arasında yaşananları okurken keşke oralarda yaşamış olsam o zaman on kat daha keyifli olurdu, diye düşünmedim dersem yalan olur. Sırf Konya ağzıyla konuşan köpek Çeto için bile okunur. Arafta kalmış ölüler, Çeto, onunla konuşan esas kahramanımız Ömer, Hüdai Ağa, Muzaffer Hoca hepsini uzun süre unutmayacağım. 

          İyiler kadar kötüler de unutulmayacak cinstendi. İşini bilen Aşut, Şerefsiz ve Hacı Naci Kalaycı... Kitabın başlangıcı da şahaneydi.



           
            Hacı Naci Kalaycı demişken, Erkan Can ne güzel canlandırmış. Keşke film olsaydı. Okumadıysanız okuyun. Pişman olmayacaksınız. 





''Varlık, kadındır. Dişidir yaratım süreci, erkek değil. Tarlayı kaldır at, sabanı nerene sokacaksın bakalım...''



'' Ölüm, insanlara acı veriyordu, emindim, ama vermemesi gerekiyordu, bundan da emindim.''



''Ölünceye kadar kör ve sağır sayılırdık. Rüya görmekte olduğunu bilmeyen, bu nedenle gördüğü her şeyi gerçek sanıp gücünün yettiği herkesi o gerçeklikte yaşamaya zorlayan bir insanın derin uyku hâli gibiydi yaşamak.''



'' 'Aşk, aklın hesaplarına takılmaz.' diyerek devam etmişti babası. 'Pervâsızdır, geniş ufukludur, sınırsızdır... Aşığın da öyle olması icap eder... Aşık adam yılmaz, canını sakınmaz, üzülme, utanma nedir bilmez. Değirmen taşının altına girmiş gibi ezilip unufak olur da 'bunaldım' demez. Aşık, aklını çöpe atıp 'Aşk bana yeter' diyen adamdır. Tahammül kelimesi yoktur onun lûgatinde; tepeden tırnağa rızadır, kabuldür...''



''İnsanlık uzun zamandır Çin ordusuna benziyordu; hepsi birbirinin aynı, hepsi aynı bokun soyu.''



'' Başkalarının baktığı yerden baktığında başka bir hayat göreceğini bilirdin; eyvallah. Misâl, dindarsan, hayatı sevap ve günahtan ibaret görürdün, obursan makarnadan, mantıdan, etliekmekten. Ölsen başka bir şey görmezdin. İnsan olarak; hayatın boyunca sana 'DOĞRU' diye kaktırılan şeylerden ibarettin...''



''Allah'ın işine akıl erdiremeyebilirdin, bu normaldi. Hatta normal olan buydu... Asıl aklın  eriyorduysa şüphe edecektin kendinden. İman da aşk gibi bir şeydi çünkü. Akılla fikirle erişilecek, ilimle irfanla kavuşulacak bir şey değildi. Nasıl ki aşık olduğun zaman 'Saçı uzun da ondan.' demez, sebeplerden el çeker, kendini salardın gitsin, iman ettiğin zaman da 'Şu şu şu sebeplerle.' demez, salıverirdin kendini işte... İman gönül işiydi; zihin, beyin işi değil. Tıpkı aşk gibi. Ve insan, aşık olması gerektiğini akıl ettiği için aşık olmazdı. Aşık olabildiği için aşık olurdu. Aşık olmayı becerebilecek bir ruha, aşkın külfetlerini nimet bilecek bir yüreğe sahip olduğu için aşık olurdu... ''



''Olacak olan oluyordu... Kader, Zül Celâl'in; 'Böyle yazdım, böyle yapacaksın.' dediği şey değildi. 'Senin ne yapacağını biliyorum. Aha da şuraya yazdım.' dediği şeydi...''





İLETİŞİM YAYINLARI

2. Baskı 2016
480 Sayfa