19 Eylül 2017 Salı

Okudum Bitti- 119: Ekmek Arası || Charles Bukowski




             Kitap seven herkese merhaba. Günün kitabı tek kitabını okuduğum halde, birçok alıntısına rastladığım için sevdiğimi rahat rahat söyleyebileceğim Charles Bukowski 'nin Ekmek Arası kitabı. İlk olarak Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi 'yi okumuştum. Hakkındaki yazım burada.

          Sanırım bu kitapla başlamış olsaydım Bukowski okumaya çok daha iyi olurdu. Yani okuduğum iki tanecik kitapla ahkam kesmek gibi olmasın ama Bukowski okumaya başlamak için Ekmek Arası doğru bir tercih. Factotum ile devam edeceğim. Sonrasını bilmiyorum, elimde başka kitabı yok. Önerilere açığım. :) 

           Ekmek Arası 'nda çocukluğundan gençliğine kadar olan sürecine şahit oluyoruz Bukowski 'nin. Otobiyografik bir roman. Sevimsiz, despot bir baba ve etkisiz eleman durumundaki annesi ile geçen üzücü çocukluğundan, sorunlu ergenliğine kadar yaşadıklarını üzülerek okudum. Üzüldüm ama Bukowski'nin anlatımı da acıklı acıklı değil  amacı da acındırmak değil. Ne babasının pislik oluşu yüzünden evde yaşadıklarını ne de dış dünyadaki sorunlarını duygu sömürüsü olarak kullanmamış. Şöyle karşılıklı oturup dertleşiyormuş gibi, sade, olduğu gibi anlatmış. İnsanların acımasızlığı, hayatın zorluğu, adaletsizlik, eşitsizlikler sessiz sessiz çarpıyor yüzünüze. Ama tüm bu söylediklerime rağmen üzücü bir okuma olmadı. İlginç bir şekilde eğlenceliydi bile. 

       Bukowski , onun kendine seçtiği isimle Henry Chinaski ile tanışmak güzeldi. Ben sevdim, belki bazı noktalarda kendime yakın bile hissettim. Güldüm, üzüldüm, sinir oldum, kızdım, hatta bazen hissettiğim o insanların çoğundan nefret etme duygumu depreştirdi Bukowski adamım. :) Yine de çevremde dolaşan bir ergen olsaydı hoşlanmayabilirdim. Bazı ergenler çok çekilmez olabiliyor. :)  Kısaca Bukowski okumaya devam edeceğim. Sevdiğim biri Bukowski okuyup okumadığımı sorunca aklıma geldi. Okudum. Çok da iyi yaptım. Birkaç kitap sonra Factotum ile devam edeceğim.





'' Kurbağanın kanatları olsaydı hoplaya hoplaya kıçını eskitmezdi.''



''Yapmam gerekeni yapma cesaretinden yoksun olduğumu bilmek çok kötü bir duyguydu.''



''Başka birine güvenmekte hesap yoktu. İş yoktu insanlarda.''



''Başka birinin gerçeği sizin de gerçeğinizse ve o bunu sizin için dillendiriyorsa müthiştir.''



''Önümde uzanan yolu görebiliyordum. Yoksuldum ve yoksul kalacaktım. Para değildi özellikle istediğim. Bilmiyordum ne istediğimi. Hayır, biliyordum. Saklanabileceğim, saklanıp hiçbir şey yapmak zorunda kalmayacağım bir yer istiyordum. Bir şey olma düşüncesi beni korkutmakla kalmıyor, hasta ediyordu...''



''Yürürken yalnız değilmişim gibi geldi bana ve değildim. Aç bir sokak köpeği takılmıştı peşime. Zavallı hayvan bir deri bir kemikti. Kaburgaları sayılıyordu. Tüylerinin çoğu dökülmüş, kalan tüyleri yer yer kuru ve düğümlü yamalar oluşturmuştu. Yenik, terk edilmiş, ürkek bir köpekti, homo sapienslerin bir kurbanı.''



''  'Neden yemiyorsun Henry? İştahsızsın hep.'
'Yiyemiyor,' dedi babam, 'çalışamıyor, hiçbir şey yapamıyor, hiçbi s..im olmaz bundan!'
'Yemek masasında böyle konuşmamalısın Baba,' dedi annem ona.
'Ama doğru!' 
   İnanılmaz miktarda makarna dolamıştı babam çatalına. Ağzına sokup çiğnemeye başladı. Çiğnerken çatalını köftelerden birine saplayıp ağzına attı, sonra da bir parça ekmek sıkıştırdı oraya.
   Karamazov Kardeşler'de Ivan'ın, 'Kim babasını öldürmek istemez ki?' dediğini anımsadım.''




METİS YAYINLARI

Çeviren: Avi Pardo
Dokuzuncu Basım Kasım 2013
224 Sayfa